10.01.2017

Twin Peaks geliyor...


David Lynch'in tabuları yıkan televizyon dizisi Twin Peaks'in devamının çekildiğinden herhalde sağır sultanın bile haberi olsa gerek. 1990 - 1991 yılları arasında 2 sezon yayınlanan ve 1992'de bir de sinema filmi çekilen Twin Peaks'in yeni bölümleri 21 Mayıs'tan itibaren görücüye çıkacak. İlk iki hafta ikişer bölüm (ikişer saatten dört saat) halinde yayınlanacak olan dizi daha sonra her hafta birer saatlik bölümler halinde gösterilecek. Showtinme kanalında gösterilecek olan dizi toplam 18 saat sürecek. Laura Palmer cinayetinden 25 yıl sonrasında, yani günümüzde geçen dizinin oyuncu kadrosunda eski ekipten simalar da yer alacak. Kyle McLachlan, Ray Wise, Harry Goaz, Miguel Ferrer gibi isimler eski kadrodan olup da yeni dizide de yer alanlar arasında bulunuyor.

5.01.2017

Berlinale'nin açılış filmi belli oldu



Dünyanın en önemli sinema festivallerinden biri olarak kabul edilen Berlin Film Festivali'nin bu yılki açılış filmi Etienne Comar'ın "Django" adlı filmi oldu. 9 Şubat Perşembe günü başlayacak olan etkinliğin açılışında gösterilecek olan "Django" bir ilk film. Caz tarihinin en büyük gitaristlerinden biri olan Django Reinhardt'ın hayatını konu alan ve ünlü müzisyenin 1943'te Alman işgalindeki Paris'ten kaçışına odaklanan filmde Reinhardt'ı Reda Kateb canlandırıyor. Filmde rol alan bir diğer isimse ünlü Fransız yıldız Cecile de France.

Günün afişi



Hirokazu Kore-eda'nın ilk gösterimini Cannes'da yapan son filmi "After the Storm" geçen Ekim ayında FilmEkimi kapsamında İstanbul'da da gösterilmişti. Film için yapılan bu muhteşem afişi Akiko Stehrenberger tasarlamış.

3.01.2017

Yılın ilk şakası - Hollyweed



Los Angeles'daki ünlü Hollywood işaretinin yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi "Hollyweed" şeklinde revize edilmesi yılın ilk şakasıydı kanımca. Son zamanlarda kolay kolay bir şeye gülmez olmaz olduk malum ama böylesi zekice ve zihin açıcı "şakalar" her zaman kabulümüz. İşin doğrusu kimin ya kimlerin Santa Monica dağına tırmanıp da yılın bu ilk sabahındaki sürprize imza attığı bilinmiyor ama yetkililer bunun bir daha yaşanmaması adına güvenliği güçlendireceklerini açıkladılar. Aşağıdaki fotoğrafta daha net olarak görebileceğiniz gibi 9 harften oluşan Hollywood işaretinin 7. ve 8. harfleri olan iki "O" ya küçük bazı eklemelerle (birinde bir barış sembolü var örneğin) yazı "Hollyweed"e dönüşmüş ve yasallaşması için yıllarca mücadele verilen marihuanaya bir selam çakılmış. Dikkatli gözler barış sembolünün yanında "Mr. Finegood'a bir saygı duruşu" sözlerinin de yazılı olduğunu fark edecektir.


Mr.Finegood kimdir sorusuna gelince... Bundan tam 41 yıl önce, 1 Ocak günü Hollywood yazısı bir kez daha (ilk kez demek daha doğru olacak belki) "Hollyweed"e dönüştürülmüştü. Bu eylemi yapan kişi o sıralar bir sanat okulunda okuyan Daniel Finegood adlı bir öğrenciydi. Tam da o gün yürürlüğe giren ve rahatlatıcı marihuana ile ilgili yasal düzenlemeye dikkat çekmek için yapmıştı bunu Finegood. Bu eyleminin ona derste bir A kazandırdığını da notlarımıza ekleyelim. Şunu da belirtelim ayrıca, Daniel Finegood yıllar sonra, 1987'de İran kontra skandalı patladığında bir kez daha Hollywood işaretine musallat olmuş ve bu kez ilk harfi yok ederek "Ollywood" (oil yani petrolden hareketle) mesajını vermişti.

1976'da daniel Finegood'un yaptığı eylemin fotoğrafı ve ders için yaptığı maket

Alakalı not: 1932 yılında Broadway oyuncusu Peg Entwistle'ın "H" harfinden atlayarak intihar ettiğini biliyor muydunuz? 


John Berger 90 yaşında hayata veda etti


Yazar, sanat eleştirmeni, şair ve ressam John Berger 90 yaşında hayata veda etti. "Ways of Seing" adlı TV dizisi ile sanata ve dünyaya bakışımızı derinden etkileyen Berger resim, fotoğraf gibi görsel sanat disiplinleri üzerine bir hayli kafa patlatmış ve özellikle perspektif üzerine çalışmalar yapmıştı. "G" adlı romanı (Booker Prize kazanmıştır) okuduğum en güzel romanlardan biridir ve yazar olarak müthiş bir üsluba, son derece yetkin bir anlatıya sahiptir. Onun yazarlığı, ressamlığı, sanat eleştirmenliği üzerine mutlaka birileri bir yerlerde yzacaktır, ben daha ziyade onun senarist yönünü vurgulamak istiyorum. Özellikle 70'li yıllardan itibaren İsviçreli sinemacı Alain Tanner ile işbirliği yapan Berger "Jonas who will be 25 in the year 2000", "La Salamandre", "Le Milieu du Monde" gibi filmlerin senaryosunu yazmıştı. Aynı zamanda oyuncu kadrosunda da yer aldığı "Play Me Something" adlı filmse benim yıllar önce İstanbul Film Festivali'nde izleyip asla unutamadığım filmlerden biriydi. Timothy Neat'in yönetmenliğini yaptığı ve John Berger'in senaryosunu yazdığı film henüz minimalist anlatımın sinema dünyasında moda haline gelmediği bir dönemde son derece yalın dili ve Berger'in hikâyelerinden de aşina olduğumuz işçi sınıfı etrafında dönen duygu yüklü hikâyesiyle izleyiciyi siyah beyaz bir masal dünyasına götürüyordu. Açıkçası Tanner ile olsun Neat ile olsun, John Berger'in sadece senaryoda değil filmin bütününde yönetmenle ortak bir yaratı sürecine girdiğini düşünmüşümdür. En azından izlediklerimden aldığım his buydu. Size de tavsiyem, John Berger'in filmlerini bulabilirseniz oturun izleyin, dünyaya bakışınız değişecek, kendinizi daha iyi, daha zengin hissedeceksiniz.

Devamlılık Hatası geri döndü!!

"Booby'yi aradım açmadı, şimdi mesaj atacağım, haber doğru kesin, değil mi?"
Aylar süren sessizliğin ardından, sevilen sinema blogu Devamlılık Hatası yayın hayatına geri döndü. Geçen Mayıs ayından beri yeni bir haber, yorum, ya da video yayınlamayan blog 2017'nin ilk günleriyle beraber yeniden aktive oldu ve bu haber sanal alemde bir heyecan dalgası yarattı. Sinema dünyası da bu heyecanı paylaşırken ünlü yönetmen Martin Scorsese "Nihayet! Eksikliğini uzun zamandır hissediyorduk... Hemen Bobby'yi (De Niro) arayıp haber vereyim." dedi. İngiliz sinemacı Peter Greenaway ise "Hakkımda çok güzel haber ve yazılar çıkmış bir blogdu Devamlılık Hatası, döndüğüne çok sevindim. Biliyorsunuz sinema öldü, ama bloglar yaşasın." şeklinde düşüncelerini dile getirdi. 2009'da açılan blog 7 yıl boyunca kesintisiz hizmet vermiş ama 2016'nın mayıs ayında bilinemeyen bir sebeple sessizliğe bürünmüştü.

23.06.2016

Cannes tarihinin en iyileri (eleştirmenlere göre)

Lindsay Anderson'ın muhteşem filmi If... kaçıncı sırada dersiniz?
Geçen mayıs ayında düzenlenen 69. Cannes Film Festivali sırasında ilginç bir anket yapılmış. Festival süresince günlük olarak yayınlanan ve festivalin nabzını tutan The Hollywood Reporter dergisinde yayınlanan bu ankette eleştirmenler (THR eleştirmenleri) tüm Cannes tarihinin en iyi Altın Palmiye ödüllü filmleri sıralanmış ve ortaya 69 filmlik şu liste çıkmış. Sondan başlayarak:

69. The Best Intentions - Bille August ( 1992)
68. The Long Absence - Henri Colpi (1961)
67. Keeper of Promises - Anselmo Duarte (1962)
66. The Hireling - Alan Bridges (1973)
65. Yol - Yılmaz Güney ve Şerif Gören (1982)
Yol için şöyle denmiş dergide: "Türkiye'nin ilk Altın Palmiye kazanan filminin hikayesi (1980 askeri darbesinden sonra geçen film ülkede 1999'a kadar yasaklıydı) filmin kendisinden daha ilginç: Yol, o sıralar hapiste olan Güney'in direktifleriyle Şerif Gören tarafından çekilmiş ve Güney filmi Fransa'ya kaçtıktan sonra montajlamıştı."

Yol eleştirmenlerden fazla yüksek not alamamış ve 65. sıraya girmiş

64. Chronicle of the Years of Fire - Mohammed Lakhdarhamina (1975)
63. The Working Class Goes to Heaven (1972)
62. A Man and A Woman - Claude Lelouche (1966)
61. Pelle The Conqueror - Bille August (1988)
60. The Son's Room - Nanni Moretti (2001)
59. Fahrenheit 9/11 - Michael Moore (2004)
58. The Go-Between - Joseph Losey (1971)
57. Dancer In the Dark - Lars Von Trier (2000)
56. The Wind That Shakes the Barley - Ken Loach (2006)
55. The Child - Jean-Pierre & Luc Dardenne (2005)
54. Dheepan - Jacques Audiard (2015)
53. The Mission - Roland Joffe (1986)
52. The Pianist - Roman Polanski (2002)
51. Kış Uykusu - Nuri Bilge Ceylan (2014)
Kış Uykusu için denilenler: "Birçokları yavaş hikaye anlatıcılığının Türk ustasının 2011'de yarışan epik polisiye filmi Bir Zamanlar Anadolu'da ile kazanması gerektiğini düşünüyordu (Jüri Büyük Ödülü'nü paylaştı ama Altın palmiye'yi Terrence Malick'in Tree of Life'ına kaptırdı) ama ona büyük zaferi getiren 3 saati aşan bu domestik drama oldu."

Nuri Bilge Ceylan'ın filmi Kış Uykusu listenin 51. sırasında
50. The Silent World - Jacques Cousteau & Louis Malle (1956)
49. The Knack... and How To Get It - Richard Lester (1965)
48. Signore E Signori - Pietro Germi (1966)
47. The Class - Laurent Cantet (2008)
46. Underground - Emir Kusturica (1995)
45. Scarecrow - Jerry Schatzberg (1973)
44. Paris, Texas -Wim Wenders (1984)
43. Wild At Heart - David Lynch (1990)
42. Farewell My Concubine - Chan Kaige (1993)
41. Friendly Persuasion - William Wyler (1957)
40. Barton Fink - Coen Biraderler (1991)

Coen Biraderlerin en sevdiğim filmlerinden Barton Fink listede 40. sırada

39. Blue Is the Warmest Color - Abdellatif Kechiche (2203)
38. Secrets & Lies - Mike Leigh (1996)
37. Missing - Costa Gavras (1982)
36. Uncle Bonmee Who Can Recall His Pat Lives - Apichatpong Weerasethakul (2010)
35. The Tree of Life - Terrence Malick (2011)
34. Eternity and A Day - Theo Angelopoulos (1998)
33. The Eel - Shohei Imamura (1997)
32. The White Ribbon - Michael hank (2009)
31. M*A*S*H - Robert Altman (1970)
30. Black Orpheus - Marcel Camus (1959)
29. Marty - Delbert Mann (1955)

Cannes tarhinin ilk Altın Palmiye'sini alan Marty o yıl 4 de Oscar almıştı

28. 4 Months, 3 Weeks and 2 Days - Cristian Mungiu (2007)
27. Elephant - Gus Van Sant (2003)
26. When Father Was Away On Business - Emir Kusturica (1985)
25. The Ballad of Narayama - Shohei Imamura (1983)
24. The Piano - Jane Campion (1993)
23. Sex, Lies and Videotape - Steven Soderbergh (1989)

Amerikan bağımsız sinemasını yeni bir atağa kaldıran Soderbergh şüphesiz Cannes'a çok şey borçlu

22. Amour - Michael Haneke (2012)
21. Man of Iron - Andrej Wajda (1981)
20. The Mattei Affair - Francesco Rosi (1972)
19. The Tree of Wooden Clogs - Ermanno Olmi (1978)
18. Rosetta - Jean-Pierre & Luc Dardenne (1999)
17. Under The Sun of Satan - Maurice Pilat (1987)
16. All That Jazz - Bob Fosse (1980)
15. If... - Lyndsay Anderson (1869)
14. Padre Padrone - Paolo & Vittorio Taviani (1977)

Taviani kardeşlerin en iyi filmlerinden Padre Padrone listede 14. sırada

13. The Tin Drum - Volker Schlöndorff (1979)
12. Pulp Fiction - Quentin Tarantino (1994)
11. Apocalypse Now - Francis Ford Coppola (1979)
10. Kagemusha - Akira Kurosawa (1980)
9. Taste of Cherry - Abbas Kiarostami (1997)
8. The Conversation - Francis Ford Coppola (1974)

Şimdiye dek 2 Altın Palmiye alan tek Amerikalı sinemacı Coppola oldu.

7. Viridiana - Luis Bunuel (1961)
6. The Cranes Are Flying - Mikhail Kalatozov (1958)
5. The Umbrellas of Cherbourg - Jacques Demy (1964)
4. Blow-Up - Michelangelo Antonioni (1966)
3. Taxi Driver - Martin Scorsese (1976)
2. La Dolce Vita - Federico Fellini (1960)
1. The Leopard - Luchino Visconti (1963)

İtalyan sinemasını Cannes'da zirveye taşıyan film The Leopard... İtirazı olan?


Liste böyle. İlk 10'a bakacak olursak İtalyan ve Amerikalı sinemacılar bir adım önde görünüyor. Üç İtalyan (ilk 5'te üstelik üçü de) ve 2 Amerikalı (11. sıradaki filmi sayarsak üç hatta) var. Ayrıca ilk 10 filmin 5'i 60'lı yıllardan. Ama sonuçta her liste gibi biraz (bir hayli hatta) öznel bir seçki var karşımızda. Siz olsanız...??

12.06.2016

Martin Scorsese'den film önerileri



Amerikan sinemasının öncü isimlerinden Martin Scorsese her sinema tutkununun, özellikle de bu işe profesyonel olarak gönül vermiş gençlerin izlemesi gereken filmleri sıralamış. Yukarıdaki listede Scorsese'nin önerdiği "yabancı" filmler yer alıyor. Listede dünya sinemasının sağlam bir özeti olduğunu söylemek çok yanlış olmaz herhalde. Fritz Lang ile başlayıp Werner Herzog ile biten listede aralarında Bisiklet Hırsızları, 400 Darbe, Nosferatu, Blow-Up, Yedi Samuray, Serseri Aşıklar gibi başyapıtların bulunduğu 39 film yer alıyor. Her biri hararetle tavsiye edilir elbette. Yukarıdaki listenin yan tarafında elle yazılmış nottan bu listenin Colin adında birine hazırlandığını görüyoruz. Notu yazan Scorsese'nin asistanı. Bir kısa film çeken ve bu filmle bir de ödül alan Colin Levy yaklaşık 10 yıl önce Scorsese ile bir araya gelip sohbet etmiş ve sonrasında da bu notu almış. Çok şanslı bir kişi olduğu tartışılmaz Colin Levy'nin. Ona bu şansı tanıyan kısa filmi de aşağıya bırakıyorum, izlemek isteyenlere.

16.05.2016

Ödüllü bir kısa film: Supervenus



Avrupa Fantastik Film Festivali'nin En İyi Kısa Film ödülünü alan Supervenus esprili ama bir o adar da karanlık bir animasyon. Frederic Doazan'ın imzasını taşıyan film günümüz estetik faşizminin sağlam bir eleştirisini yapıyor, hiç lafı dolandırmadan (zaten laf dolandıracak süresi de yok). Mutlaka izleyin derim.

Cannes fısıltıları: Midnight Express'in dönüşü

Bill Hayes (sağda) ve Midnight Express'de onu canlandıran Brad Davis
Cannes'dan gelen haberler arasında bizi de dolaylı yoldan ilgilendiren ilginç bir belgesel haberi var. Senaryosunu Oliver Stone'un yazdığı, yönetmenliğini Alan Parker'ın üstlendiği ve Trükiye'de en çok nefret edilen film olarak tarihe geçen Geceyarısı Ekspresi (Midnight Express) ile ilgili bir belgesel bu yıl Cannes'da görücüye çıkıyor. Hatırlanacağı üzre Parker'ın filmi Bill Hayes'in başından geçen gerçek olaylardan hareketle çekilmiş ve sonrasında Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri tehlikeye sokacak denli tepki almıştı. 17 Mayıs'ta Cannes'da ilk gösterimini yapacak Midnight Returns: The Story of Bill hayes and Turkey (Geceyarısı Dönüyor: Bill Hayes ve Türkiye'nin Hikayesi) adlı film Sally Sussman'ın imzasını taşıyor ve, sıkı durun, Bill hayes'in Türkiye'ye dönüşünün hikayesini anlatıyor. Belki duyanlar olmuştur (ben duymamıştım), bu belgeselin çekimleri için Bill Hayes kaçak olarak Türkiye'ye giriş yapmış ve Sussman ile birlikte ülkede gezmiş. Bill Hayes'in başına gelenlere rağmen Türkiye'yi çok sevdiği de haberin yayınlandığı Screen International'da yer alan notlardan biri. Hayes'in bu son seyahatinde, Midnight Express'de de görülen (tabii ki filmde gerçek hapishane yoktu), hapishaneye ve akıl hastanesine de gittiği söyleniyor. merakla bekliyoruz doğrusu.

12.05.2016

Cannes'dan ilk fotoğraflar


Festivalin açılış filmi Cafe Society'nin ekibi kırmızı halıda
Dün geceki açılış töreniyle başlayan festivalden birçok fotoğraf düşüyor ajanslara. Ben de bunlardan bazılarını sizler için derledim, bir nebze Cannes havası alalım, atmosferi koklayalım diye.

Açılışta müthiş üçlü: Julianne Moore, Susan Sarandon, Naomi Watts

Cafe Society'nin oyuncularından Blake Lively

Cafe Society ekibinden Kristen Stewart

Cafe Society photocall'unda Blake Lİvely ve Kristen Stewart

Kristen Stewart kendisini çeken basın mensuplarını çekiyor

Jüri başkanı George "Mad Max" Miller

Jüri üyelerinden Kirsten Dunst

Jessica Chastain açılış galasında
Catherine Deneuve açılış töreninde aktör Laurent Lafitte'e ilgi gösterirken!







Cannes fısıltıları: Kapital sinemaya aktarılıyor


Bugün şansımız Cannes'dan açıldı. Normal, ne de olsa dünyanın en önemli sinema festivali başladı ve tüm sinema aleminin gözü kulağı da orada. Devamlılık Hatası da -2012'den beri gidemesem de- Cannes'ı radarına almış durumda ve uzaktan da olsa her türlü ilginç haber ve gelişmeyi sizinle paylaşıyor. Bugünün bir başka ilginç haberi de Thomas Piketty'nin tüm dünyada 3 milyondan fazla satan kitabı Kapital'in belgesel bir filme dönüştürüleceği haberiydi. Karl marx'ın aynı adlı eserinden mülhem kitabında günümüzün kapitalist sisteminin kapsamlı bir analizini ve eleştirisini yapan fransız ekonomist Piketty son yılların en gözde isimlerinden biri. Tam adı Capital in the 21st Century ( 21. Yüzyılda Kapital) olan kitabı belgesele dönüştürecek kişiyse daha önce The Golden Hour filmini yöneten Justin Pemberton olacak. Şöyle demiş Piketty: Kitap çok güzel bir film olur bence, çünkü kitaptaki hikaye son derece görsel. Endüstri devriminden bu yana ulusların içindeki ve birbirleri arasındaki eşitsizliğin hikayesini anlatıyor kitap. Tabii bu eşitsizliğin kültürel izdüşümleri ve siyasi kavgalar da var." Merakla bekliyoruz.