8.02.2017

Dönüşü muhteşem olacak


Bu da bir temenni elbette, ama olsun, Jack Nicholson dönsün de, her hâlükârda muhteşem olur o dönüş. Mesele şudur, Jack Nicholson uzunca bir süredir ara verdiği (en son 2010'da bir filmde oynamıştı yanılmıyorsam) sinemaya son derece iştah açıcı bir rolle geri dönüyor. Geçen yılın en beğenilen, en çok övgü toplayan filmlerinden biri olan Toni Erdmann'da başrolü oynayacağı açıklanan ünlü aktör muhtemelen rolün cazibesine dayanamadı. İzlemeyenlere tavsiyem şu sıralar memleketimizin az sayıda salonunda gösterimde olan filmi kaçırmasınlar. Açıkçası orijinal filmde Toni Erdmann rolünü oynayan Peter Simonischek olağanüstü bir performans sergilemişti ve Nicholson'ın o performansın üstüne çıkması çok da kolay olamayacak. Aynı şey filmdeki diğer başrolü üstlenecek Kirsten Wiig için de geçerli. Sandra Hüller'in (ki bence filmin asıl kahramanıydı) akıllardan silinmeyecek denli üstün oyunculuğu Wiig için bir meydan okuma olacak. Şunu da belirtelim filmin henüz bir yönetmeni yok, yani ne zaman izleriz bilemeyiz.

6.02.2017

Damien Chazelle'in Oscar'ı kesin gibi


DGA, nam-ı diğer Amerikan Yönetmenler Birliği 1950'den bu yana verdiği yılın yönetmeni ödülünü bu yıl Damien Chazelle'e verdi. "La La Land" ile yılın en çok sükse yapan isimlerinden biri olan genç yönetmen böylece Oscar için de tüm rakiplerinin bir kaç adım önüne geçmiş oldu. Malumunuz, geçen 66 yıl içinde DGA ile Oscar'ın En İyi Yönetmen ödülleri sadece 7 kez farklılık göstermiş. En son 2012'de DGA'nın ödülünü alan Ben Affleck ilginç bir şekilde Akademi'nin aday listesinde yer almamış ve bu durum bir sürpriz olarak kayıtlara geçmişti. Öte yandan son 13 yılda sadece Affleck örneği bir istisna olmuş ve diğer 12 yıl her iki ödülü de aynı isimler almıştı. 26 Şubat gecesi Damien Chazelle Oscar heykelciğini kaldırıp "Anneme teşekkür ederim, bana müzikal filmleri sevdiren odur" gibisinden laflar söylemeye başlarsa hiç şaşırmayın.

25.01.2017

Polanski'den geri adım



Hatırlarsanız bundan bir kaç gün önce Roman Polanski'nin bu yıl Cesar ödül törenine başkanlık edeceğini duyurmuştum. Ancak işler değişti. Artık "kadının fendi erkeği yendi" mi dersiniz, "geçmişin günahları peşini bırakmadı" mı bilemem ama Polanski başkanlıktan çekildiğini açıkladı.


Fransız sinemasının Oscarları olarak nitelendirilen Cesar Ödülleri'nin bu yılki Başkanı olarak seçilen Roman Polanski 40 yıl önce işlediği bir cinsel suç yüzünden özellikle kadınlar tarafından yoğun şekilde protestolara maruz kaldı. Fransız feminist örgüt "Osez Le Feminism" Polanski'nin başkanlığının "cinsel suç kurbanlarına bir hakaret" anlamına geldiğini açıklayarak herkesi Cesar Ödülleri'ni boykot etmeye çağırdı. Polanski'nin görevi bırakması için 60.000 imza toplayan örgüt günler sonra amacına ulaştı ve yönetmenin avukatı basına bir açıklama yaparak Polanski'nin görevi bıraktığını duyurdu. Bilindiği üzre Roman Polanski için 1977'de 13 yaşındaki bir kıza tecavüz ettiği gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarılmış ve ünlü sinemacı ABD'yi terk etmek zorunda kalmıştı.

İstanbul Film Festivali'nin jüri başkanları Taylan Biraderler oldu

Altın Lale Jürisi'nin eş başkanları: Taylan Biraderler
Bu yıl 36. kez düzenlenecek olan İstanbul Uluslararası Film Festivali'nin Ulusal Yarışma Jürisi belirlendi. Kendine has filmleriyle farklı türlerde nitelikli işler ortaya koyan Taylan Biraderler bu yıl festivalde Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi'ne başkanlık edecekler. "Küçük Kıyamet", "Vavien" ve "Okul" gibi sinema filmlerinin yanı sıra "Sır Dosyası" ve "Muhteşem Yüzyıl" başta olmak üzere bir çok TV dizisine de imza atan Yağmur ve Durul Taylan kardeşler 29. İstanbul Film Festivali'nde "Vavien" ile Altın Lale kazanmıştı.

Jüride yazar Sema Kaygusuz da yer alıyor

Jürinin diğer isimleri

Bu yıl 5-16 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festivalin Ulusal yarışma Jürisinde ayrıca oyuncu Nejat İşler, yazar Sema Kaygusuz, görüntü yönetmeni Emre Erkmen ve kurgucu Çiçek Kahraman da yer alıyor.

24.01.2017

!f İstanbul'un kapanış filmi "T2 Trainspotting"


Bu yıl 16. kez düzenlenen !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nin kapanış filmi "T2 Trainspotting" oldu. 90'lı yılların kült filmlerinden olan ve Irvine Welsh'in aynı adlı romanından danny Boyle tarafından sinemaya uyarlanan "Trainspotting"in devamı niteliğindeki "T2 Trainspotting" ilk filmdeki karakterlerin 20 yıl sonraki hallerini anlatıyor. Şunu da hatırlatalım, orijinsl "Trainspotting" de festivalin !f Kült bölümünde yenilenmiş kopyasıyla bir kez daha gösterilecek.

Yeni Star Wars'un adı resmen açıklandı


Bilindiği üzre yeni Star Wars, ya da diğer bir deyişle Star Wars 8 bu yılın sonlarında vizyona çıkacak. Yönetmenliğini Rian Johnson'ın üstlendiği filmin adı da belli oldu ve resmi ağızlarca açıklandı. Buna göre yeni maceranın adı "The Last Jedi" ("Son Jedi") olacak. Filmin resmi Tweeter hesabından açıklanan ismin genel olarak hiç beğenilmediğini belirtelim bu arada. Kimlerinin "Adı kötü olan Star Wars filmleri hep kötü filmler çıktı" dediğini de ekleyelim. Bakalım Aralık ayında vizyona girmesi beklenen ve Mark Hamill, Carrie Fisher, Daisy Ridley, Adam Driver, Domhnall Gleeson, Oscar Isaac, Benicio Del Toro, laura Dern, Lupita Nyong'o, Andy Serkis ve Warvick Davis (bunlara bir de Tom Hardy adı eklenebilir her an) gibi isimlerin rol aldığı film nasıl çıkacak?

18.01.2017

Cesar Ödülleri'nin bu yılki başkanı Roman Polanski

"Başgan" Polanski
Fransız ulusal sinema sektörünün en önemli ödülleri olarak bilinen Cesar'lar bu yıl dünyaca ünlü usta sinemacı Roman Pıolanski'ye emanet. Polanski bu yıl 24 Şubat'ta düzenlenecek ödül törenine "Başkan" sıfatıyla katılacak. Akademi Başkan'ı Alain Terzian'ın deyişiyle "iflah olmaz bir estet" olan Polanski tam 4 kez En İyi Yönetmen dalında Cesar ödülü kazanmıştı. Meraklısı için hemen sayalım: "Tess" (1980), "The Pianiste" (2002), "The Ghost Writer" (2011) ve "Venus In Furs" (2014). Buradan da Fransız Akademisi'nin Polanski'ye özel bir hayranlığı olduğunu anlıyoruz zira bana sorarsanız son iki Cesar çok da isabetli ödüller değil.

Törende ne yapacak peki derseniz, Polanski sahneye çıkarak gecenin ilk sunumunu yapacak ve devamını getirmesi için asıl sunucuya işi devredecek. O sunucunun kim olacağı ise henüz belirlenmedi. geçen yılın Başkan'ının da Claude Lelouche olduğunu hatırlatmış olayım.

Son bir not: Polanski şu sıralar "Based on a True Story" adlı yeni filmi üzerinde çalışıyor. Eva Green, Emmanuelle Seigner ve Vincent Perez'in başrollerini paylaştığı filmin ortak senaristlerinden biri de Oli,vier Assayas.

10.01.2017

Twin Peaks geliyor...


David Lynch'in tabuları yıkan televizyon dizisi Twin Peaks'in devamının çekildiğinden herhalde sağır sultanın bile haberi olsa gerek. 1990 - 1991 yılları arasında 2 sezon yayınlanan ve 1992'de bir de sinema filmi çekilen Twin Peaks'in yeni bölümleri 21 Mayıs'tan itibaren görücüye çıkacak. İlk iki hafta ikişer bölüm (ikişer saatten dört saat) halinde yayınlanacak olan dizi daha sonra her hafta birer saatlik bölümler halinde gösterilecek. Showtinme kanalında gösterilecek olan dizi toplam 18 saat sürecek. Laura Palmer cinayetinden 25 yıl sonrasında, yani günümüzde geçen dizinin oyuncu kadrosunda eski ekipten simalar da yer alacak. Kyle McLachlan, Ray Wise, Harry Goaz, Miguel Ferrer gibi isimler eski kadrodan olup da yeni dizide de yer alanlar arasında bulunuyor.

5.01.2017

Berlinale'nin açılış filmi belli oldu



Dünyanın en önemli sinema festivallerinden biri olarak kabul edilen Berlin Film Festivali'nin bu yılki açılış filmi Etienne Comar'ın "Django" adlı filmi oldu. 9 Şubat Perşembe günü başlayacak olan etkinliğin açılışında gösterilecek olan "Django" bir ilk film. Caz tarihinin en büyük gitaristlerinden biri olan Django Reinhardt'ın hayatını konu alan ve ünlü müzisyenin 1943'te Alman işgalindeki Paris'ten kaçışına odaklanan filmde Reinhardt'ı Reda Kateb canlandırıyor. Filmde rol alan bir diğer isimse ünlü Fransız yıldız Cecile de France.

Günün afişi



Hirokazu Kore-eda'nın ilk gösterimini Cannes'da yapan son filmi "After the Storm" geçen Ekim ayında FilmEkimi kapsamında İstanbul'da da gösterilmişti. Film için yapılan bu muhteşem afişi Akiko Stehrenberger tasarlamış.

3.01.2017

Yılın ilk şakası - Hollyweed



Los Angeles'daki ünlü Hollywood işaretinin yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi "Hollyweed" şeklinde revize edilmesi yılın ilk şakasıydı kanımca. Son zamanlarda kolay kolay bir şeye gülmez olmaz olduk malum ama böylesi zekice ve zihin açıcı "şakalar" her zaman kabulümüz. İşin doğrusu kimin ya kimlerin Santa Monica dağına tırmanıp da yılın bu ilk sabahındaki sürprize imza attığı bilinmiyor ama yetkililer bunun bir daha yaşanmaması adına güvenliği güçlendireceklerini açıkladılar. Aşağıdaki fotoğrafta daha net olarak görebileceğiniz gibi 9 harften oluşan Hollywood işaretinin 7. ve 8. harfleri olan iki "O" ya küçük bazı eklemelerle (birinde bir barış sembolü var örneğin) yazı "Hollyweed"e dönüşmüş ve yasallaşması için yıllarca mücadele verilen marihuanaya bir selam çakılmış. Dikkatli gözler barış sembolünün yanında "Mr. Finegood'a bir saygı duruşu" sözlerinin de yazılı olduğunu fark edecektir.


Mr.Finegood kimdir sorusuna gelince... Bundan tam 41 yıl önce, 1 Ocak günü Hollywood yazısı bir kez daha (ilk kez demek daha doğru olacak belki) "Hollyweed"e dönüştürülmüştü. Bu eylemi yapan kişi o sıralar bir sanat okulunda okuyan Daniel Finegood adlı bir öğrenciydi. Tam da o gün yürürlüğe giren ve rahatlatıcı marihuana ile ilgili yasal düzenlemeye dikkat çekmek için yapmıştı bunu Finegood. Bu eyleminin ona derste bir A kazandırdığını da notlarımıza ekleyelim. Şunu da belirtelim ayrıca, Daniel Finegood yıllar sonra, 1987'de İran kontra skandalı patladığında bir kez daha Hollywood işaretine musallat olmuş ve bu kez ilk harfi yok ederek "Ollywood" (oil yani petrolden hareketle) mesajını vermişti.

1976'da daniel Finegood'un yaptığı eylemin fotoğrafı ve ders için yaptığı maket

Alakalı not: 1932 yılında Broadway oyuncusu Peg Entwistle'ın "H" harfinden atlayarak intihar ettiğini biliyor muydunuz? 


John Berger 90 yaşında hayata veda etti


Yazar, sanat eleştirmeni, şair ve ressam John Berger 90 yaşında hayata veda etti. "Ways of Seing" adlı TV dizisi ile sanata ve dünyaya bakışımızı derinden etkileyen Berger resim, fotoğraf gibi görsel sanat disiplinleri üzerine bir hayli kafa patlatmış ve özellikle perspektif üzerine çalışmalar yapmıştı. "G" adlı romanı (Booker Prize kazanmıştır) okuduğum en güzel romanlardan biridir ve yazar olarak müthiş bir üsluba, son derece yetkin bir anlatıya sahiptir. Onun yazarlığı, ressamlığı, sanat eleştirmenliği üzerine mutlaka birileri bir yerlerde yzacaktır, ben daha ziyade onun senarist yönünü vurgulamak istiyorum. Özellikle 70'li yıllardan itibaren İsviçreli sinemacı Alain Tanner ile işbirliği yapan Berger "Jonas who will be 25 in the year 2000", "La Salamandre", "Le Milieu du Monde" gibi filmlerin senaryosunu yazmıştı. Aynı zamanda oyuncu kadrosunda da yer aldığı "Play Me Something" adlı filmse benim yıllar önce İstanbul Film Festivali'nde izleyip asla unutamadığım filmlerden biriydi. Timothy Neat'in yönetmenliğini yaptığı ve John Berger'in senaryosunu yazdığı film henüz minimalist anlatımın sinema dünyasında moda haline gelmediği bir dönemde son derece yalın dili ve Berger'in hikâyelerinden de aşina olduğumuz işçi sınıfı etrafında dönen duygu yüklü hikâyesiyle izleyiciyi siyah beyaz bir masal dünyasına götürüyordu. Açıkçası Tanner ile olsun Neat ile olsun, John Berger'in sadece senaryoda değil filmin bütününde yönetmenle ortak bir yaratı sürecine girdiğini düşünmüşümdür. En azından izlediklerimden aldığım his buydu. Size de tavsiyem, John Berger'in filmlerini bulabilirseniz oturun izleyin, dünyaya bakışınız değişecek, kendinizi daha iyi, daha zengin hissedeceksiniz.